Gelenekselin Verimli Kullanımından “Büruz” Doğdu…

Etnik motifleri günümüze uyarlayarak modernize eden İç Mimar Begüm Karadağ, atalarından ona miras kalan dokumacılığa bambaşka bir boyut kazandırıp kendi markasını kurarak Türkiye'de bir ilki başardı.

İstanbul'da doğup büyüyen Begüm Karadağ, Mimarlık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra hızla iş hayatına atıldı. İşi mutfağında öğrenmek için önce inşaatlarda, sonra da çeşitli markalarda uzun yıllar çalıştı. Yıllar içinde iç mimarlık, ürün tasarımı, mağaza yöneticiliği gibi birçok alanda uzmanlaştı. Bir yandan çalışırken, bir yandan da kişisel gelişimine destek olmak amacıyla pazarlama alanında yüksek lisans yapan Karadağ, kendisini ileride kuracağı markası için hazırlasa da bunları yaparken kurduğu şirkette ne kadar yaratıcı ve başarılı olacağını doğal olarak tahmin etmiyordu.

Tüm dünyayı kaosa sürükleyen, pek çok işletmenin zor günler geçirmesine sebep olan pandemi süreci, hatta kapanan işletmelerin haberleri birbiri ardına medya ve haberlerde yer alırken, Karadağ’ın hayatında yeni bir sayfa açmıştı.

Herkesin evlerine döndüğü, iş hayatının sekteye uğradığı bir dönemde, Karadağ da aradaki boşluğu fırsat bilerek babasının köyü olan Tekirdağ'ın Karacakılavuz ilçesine gitti. Babasının doğup büyüdüğü evde yer alan büyük büyük babaannesine ait dokuma halının geçmişini öğrendi.

Yalnızca o bölgeye has olan dokumanın şimdilerde hak ettiği değeri görmemesi, aslında kendisine fırsat yaratacak başlangıç noktası olmuştu. Türkiye'de yalnızca Tekirdağ'a ait dokumanın hikâyesini dinledi. Bu süreç içerisinde, geçmişin izlerinden yola çıkarak dokumaları yeniden canlandırmak isteyen ancak çok uzun bir yol kat etmesine rağmen sonuçlarını göremeden vefat eden bir kişinin olduğunu, bu kişinin dokumayla ilgili coğrafi işaret ve mahreç numarası bile aldığını öğrendiğinde ise içindeki umut daha çok filizlenmeye başlamıştı.

Süreci kendisi takip edeceğini düşünerek yapmış olduğu planlamalar, daha babasının köyündeki tezgâhların “dokumacılık bitti” denilerek kümes yapıldığı, kırılıp sobalarda yakıldığını öğrendiğinde ise içindeki umutları azaltmak yerine başaracağına olan inanç ve azimle daha çok işe asıldı. Karacakılavuz dokumalarını yeniden hayata döndürmek, mesleği olan iç mimarlık alanında kullanmaya karar verdiğinde elinde hiç görmediği büyük büyük babaannesine ait 100 yıllık dokumayla baş başa kaldı.

Hedefi çok açıktı: Yok olmaya yüz tutmuş dokumalar için dokuma yapmak isteyen kadınlarla beraber elinden geleni yapacaktı. Bu nedenle öncelikle dokumanın tekniğini ve tarihini ortaya çıkartarak işe başladı.

Karacakılavuz dokuması, 1900'lü yıllarda Konya'dan Bulgaristan'a göç sırasında son şeklini almış bir doku modeli. Uzun yıllar önce Konya'da yaşarken, dört pedallı tezgahta Dimi dokuması yaparak gündelik hayatta kullanmak için pantolon ve ceket üreten dokumacılar tarafından ortaya çıkarıldı.

Karadağ, o dönemleri araştırdığında İç Anadolu'da Dimi dokuma örneklerine denk geldi. Konya'dan Bulgaristan'a göç sırasında, kıyafet diktikleri için dokumacıların dört pedallı tezgâhları yanlarında götürdüklerini ve Bulgaristan'da da o dönemlerde iki pedallı tezgâhlarda Cicim dokuma tekniği yapıldığını fark etti. Göç edenler bunu gördükleri zaman çeyizleri süslemek için kendi ellerinde bulunan dört pedallı tezgâhlarda Cicim tekniğini denediler. Böylece dört gücülü Dimi tezgâhında Cicim tekniğinin dokunabileceği anlaşıldı. Karacakılavuz dokuma tekniği de bu denemeden doğdu.

Karacakılavuz dokuması aslında iki ayrı tekniğin birleşimi anlamına geliyordu.

Eski Türkçe'de “Ortaya Çıkarmak” Anlamına Geliyor

Genç girişimci önce markasına bir isim düşündü. Çok sürmeden “Büruz” ismine karar verdi. Büruz, eski Türkçe'de “ortaya çıkarmak” anlamına geliyordu. Sandıkların dibinde unutulmuş bu zanaatı yeniden gün yüzüne çıkarmayı hedeflediği için “Büruz”dan daha uygun bir isim olamazdı.

Begüm Karadağ, daha işin en başında, dokumacılığın eğitimini almak için kurslara yazıldı, dokuma sertifikası aldı. İplikler bitkilerle boyandığı için bitkilerle boyama eğitimi aldı. Hatta hayat planlamasını değiştirerek daha önce hiç yaşamadığı bir yer olan ata toprakları Tekirdağ'a yerleşmiş oldu.

Başlarda insanların çöpe attıkları dokumaları neden canlandırmak istediğini anlayamayanlar oldu.

Tekirdağ'da şehir merkezinde atölyesini kurdu ve böylece dokumacılık için bir alan yaratmış oldu. Tekirdağ'da olmalarına rağmen sokaklarındaki kimse bu dokumaları bilmiyordu. Ancak zamanla sokaktan gelip geçenler içeride ne olduğunu görünce hayran kaldı. Ve Karadağ'ın kurduğu atölye, bugün yolu düşen herkesin selam vermeden geçmediği bir yer hâline geldi.

Türkiye'de İlk Oldu, Sürdürülebilir İstihdamı Sağladı

Markasına isim vermişti. Bir de atölye kurmuştu. Kısa sürede Karadağ dokumalarını bilen, yeniden hayata geçirmek isteyen kişilerle tanıştı. Eskiden neredeyse herkesin kendi köy evinde bulunan bu tezgâhlar, çocuklarının eğitimi için şehir merkezine taşınmayı seçen kişiler tarafından bırakılmıştı. Bu tezgâhları topladı, atölyesinde yeniden çalışır hâle getirdi.

Karadağ, markasını kurduğunda meslek edindirme kurslarında eğitim görmüş, sertifikası olan ve herhangi bir iş sahası bulunmadığı için dokuma yapamayan kadınlarla bir araya gelip onlara istihdam sağladı.

Begüm Karadağ girişimi sayesinde Karacakılavuz dokumaları için Türkiye'de ilk defa zanaatkârların Sosyal Güvenlik Kurumu'na kayıtlarının yapılmasını sağladı ve sürdürülebilir istihdam sağlamış oldu.

Genç girişimci Begüm Karadağ, girişimi Büruz ile yaşadığı süreci şöyle açıklıyor:

“Meslek edindirme kurslarında sertifika kazanan kişiler, Tekirdağ'a dokuma konusunda herhangi bir iş sahası açılmadığı için öğrendikleri eğitimi devam ettiremiyorlardı. Kurslardan mezun olup işe giremedikleri için kurslar sürdürülebilir olmuyordu. Biz de bu kurslarda eğitim gören sertifikalı kişilere istihdam sağlayarak kursların sürdürülebilir olmasına öncülük etmiş olduk. Şimdiye kadar yöremizde herhangi bir iş sahası açılmadığından kimse sertifikasının devamı olan ustalık belgesini almak için başvuruda bulunmuyordu. Yalnızca 3-4 kurs hocasında bulunan belgeler olarak kalmışlardı. Ekip olarak burada da örnek olduk ve üyelerimizin her biri önce ustalık belgelerini aldı. Sonra da usta öğreticilik belgelerini aldı. Ekip arkadaşlarımız resmî olarak bu dokumanın eğitimini vermeye hak kazandılar.”

Bazen bakmak ile görmek arasındaki ince çizgiyi fark edenlerin gayretleri ile hem geçmişin değerleri yeniden ortaya çıkartılıyor hem de ülke ekonomisine katma değer yaratıyor. Bu kapsamda belki de genç girişimcilere düşen en önemli görevlerden birisi, bazen bir sandıkta, bazen çatı arasında karşılaştığı bir dokumayı, halıyı ya da kısa süreli bir çalışmanın ardından ekonomiye yeniden kazandırılacak bir ürünü gördüklerinde “zamanı geçti” demek yerine yeniden üretebilmek için gayretlenmek, yeni kazançlar elde etmeyi sağlayacak projeler üretmek.

GirişimciTürk olarak bu kapsamda, bir projesi olup hayata geçirmek isteyenlerden, farklı bir teknik ile hâlen var olan bir ürünü, alet ya da uygulamayı daha verimli hâle getiren herkese kapımızın açık olduğunu belirtiyoruz.

Bir projeniz varsa, bir fikriniz vardır. Fikrinizi kazanca dönüştürmek için bizimle irtibat kurabilirsiniz.

Girişimci Türk

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir